Yaz, açık pencere, dağınık rüzgâr

Her yıl bu kez değişik gelecek sandığım yaz, hep aynı gelir.

 

Bir öykü cümlesi de olabilirdi bu. Azıcık devrilerek bir şiir içinde de kullanılabilirdi.

Ama bu yazıyı başlattı. Bazı cümleler yolunu kendi bulur.

Bu yazının fazla düşünmediğim sularına bırakmak istiyorum kendimi. "Yaz nasıl geçiyor?", "Şu aralar ne yapıyorsunuz?", "Şimdi masanızın üzerinde neler var?" gibi "sezon öncesi" yaz soruları sorulmuş da, benim de ille bir yanıt vermem gerekiyormuş gibi yapmak istiyorum. Aslına bakacak olursanız, hiçbir şey yapmaya çalışmadan, öylesine konuşmak istiyorum sadece.

Gece kaçta yatarsam yatayım, sabahları erken kalkıp balkona çıkıyorum. Beyaz boyalı yeni bir hasır kanepe aldım, ona yayılıyorum. (Raslantı! Şairin Romanı'nın son birkaç aydır üzerinde yoğun olarak çalıştığım üçüncü bölümünde yer alan "Güvercinin Kaybolan Kolyesi"nde, Lelalu'nun verandasındaki beyaza boyanmış hasır koltuğu anıyorum. Yazdığım koltuğun, aldığım kanepeyi hayatıma "çağırdığını" düşünerek gülümsüyorum. Yazının büyüsü dedikleri mi bu acaba?)

Sabah çayımı alıyorum yanıma. Evimin gerçek sahibi olan Pişo Bey, bu hasır kanepeyi geldiği günden beri sevmedi nedense; kendine, sayıları her geçen gün kalabalıklaşan saksıların arasında bir yer beğeniyor: Pişo, sardunya, ortanca, kamelya, açelya, gardenya, fesleğen, gül ve sabah. Üzerimde bir arkadaşımın bana kaç yıl önce armağan ettiği Fas-Tunus işi uzun entarim var. Kemik rengi, püfür püfür; yazı kolaylaştırıyor. Kaç yıl çekmecede durduktan sonra ilk kez bu yaz giyiyorum. Hayatımdaki her şey beklemeyi biliyor; belki bu yüzden hayatım yazdıklarıma benziyor.

Tarihi yarımadayı, Haliç'i seyrediyorum sabah erkeninin el değmemiş sessizliğinde. Kemal'in gözleriyle bakıyorum bazen. Onun gözleriyle görmeye çalışıyorum. Kemal'i henüz tanımıyorsunuz. Birinci bölümünü yazdığım, sonra da çekmecelerin birine kilitlediğim Öldürücü Komut romanımın kahramanıdır kendisi. O da benim gibi Cihangirli olmakla birlikte, benim balkonumdan çok daha yüksek bir evin penceresinden, daha kuşbakışı bir manzaraya baktığını biliyorum. Onu çok ihmal ettiğimi de. Önemli bir bölümü İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Türkiye'yi anlatan bu "sahte tarih" romanına, bir daha ne zaman dönerim, ne zaman sıra gelir; gelir mi, kalır mı, bilmiyorum. Hüzünle bilmiyorum. Arada bir onun için aldığım notlar yetmiyor kitaba bütünüyle kapanmama. Yakılması gereken çok daha büyük bir ateş var.

"Şairin Dönüşü" başlıklı girişini Elli Parça'da okumuş olduğunuz Şairin Romanı kitabım, şu sıralar beni esir almış durumda, nerdeyse benden bağımsız kendini yazdırıyor. Bakıyorum, nicedir bekleyen bölümler arka arkaya bitivermiş. Kitabı oluşturan yedi ana bölüm, kendi içinde daha küçük bölümlere ayrılarak ilerliyor. Atkıları, çözgüleriyle zor motifler içeren, dokusu güç çatılan bu hayli oyuncaklı romanın ortalarına geldim sayılır. Her şey yolunda giderse, 2007'de sizleri, bir roman bekliyor galiba. Bu bir söz değil gene de, beni biliyorsunuz, her an başka bir gemiye binip başka bir kitaba gidebilirim.

Romanın temel derdi olan şiir üzerine bunca yoğunlaşmış olmanın bir sonucu olsa gerek, tamamı şiir üzerine notlardan oluşan ve gene ilk dört bölümünü Elli Parça'dan bildiğiniz Şiir Kitabım'a çeşitli notlar giriyor ve birdenbire elime yıldırım inmiş gibi birkaç şiir: "Et, somut rüya", "Beyhude", "Sızım". Neredeyse ani bir vahiyle bir kerede yazılmış gibiler.

Şiirin istimi, esini ve aydınlanma anlarının ışığı üstümdeyken, dönüp Solak Defterler'de yer alacak bazı bitmemiş şiirlerin, şiir uçlarının üzerinde yeniden çalışıyorum. Solak Defterler, belki de toparlanması en güç şiir kitabım olacak. Onlarca yarım şiir içinde o zamanki duyguları, aklı, esini, büyüyü yeniden çağırarak, şimdiki zaman içinde onları bütünlemek ya da unutuşun sonsuzuna terk etmek, çeşitli zamanlardaki kendinden yapılma bir kendinin, şimdiki zamandaki haline karşılık düşen bir şiire karar vermek! Kendine tanıdığın yaşama hakkı, şiirlerine tanıdığın yaşama hakkı, yalnızca adaletle değil, estetik adaletle çatılan değer!

Yarım kalmış şiirler, insanı iki türlü yorar: Bir, şiirin hafızasını hatırlamaya çalışırsın, bir de o zamanki kendinin ne düşünüp, ne hissettiğinin hafızasını. Kâğıt ile kendi aranda, kaybolursun. Hem, her şimdiki zaman kararının, doğru ve adil olmadığını bildiğin için, bütün zamanlarının üstünden bakmaya çalışırsın seçimlerine. Ondan sonrasında, vazgeçemediğin işlerin ve şiirlerin dışında kalan her şeyi bir an önce çöpe göndererek kendine alan açarsın, açmalısın. Kendinin enkazı altında kalmak, bir şairi bekleyen büyük tehlikelerden biridir. Herkes zamanın içinden aynı geçemez çünkü. Kendine zalim olmadan yol alamazsın.

                                                                             ***

 

Sonra öykülere bakıyorum. Seçki dosyalarım yeni okumalarla kabarıklaşıyor. Daha önce okuduğumda uygunluğunu fark etmediğim bir öykü, bu kez birdenbire bir seçki dosyasının içindeki yerini alıveriyor. Örneğin, Görme Eşiği adını verdiğim seçkiye Italo Calvino'dan bir öykü daha seçiyorum.

Rastlantılar, çalışkanlara daha çok yardım eder. Nitekim, Nabakov'un önceden bildiğim bir öyküsünün şimdiki okumamda çağrıştırdıkları, bana birdenbire yeni bir romanın kapısını açıyor. Sanki yazmayı tasarladıklarım azmış gibi, kendimi bir yenisinin daha içinde buluyorum. Birkaç gece her şeyi bir kenara itip, sabahlara kadar bu kitabın birinci bölümünü yazıyorum: Yakılan, boşaltılan köyleri anlatmak için iyi, sağlam bir anahtar bulduğumu düşünüyorum. Daha önce parça parça aklıma gelen sahnelerin birbirlerine kenetlenerek kendi uzaylarını yarattığını görüyorum. Böyle durumlarda başlamak kaçınılmazdır. Parça parça oluyorum, biliyorum. Ama ben buyum ve böyle yazıyorum.

Kadından Kentler'in ilk üç öyküsü Elli Parça içinde yer almıştı, biliyorsunuz. Adana, Sinop, İzmir kentleri girmişti kitaba. Toplamda kaç kent olacak bilmiyorum. Ben çocukken 67 idi Türkiye'nin vilayetleri. Ben hâlâ 67 biliyorum ve ben ölene kadar da öyle bilmeyi sürdüreceğim. Böyle bir bağlam içeren bir kitap için, kaç öykü yeterlidir? Bazı sayılar fazla, bazıları eksik geliyor. İçimden bir ses, 21 öykü olsun, diyor. 21 iyi, uğurlu bir rakam. 20 Kent, 21 öykü. Kulağa hoş geliyor. Bütün kitabı toplayan son öykü, şehrin içine girmesek de Esenler Otogarı'nda geçtiği için Istanbul ister istemez ikiliyor.

"Peki, biten öyküler hangileri, hangi şehirlerden geçtiniz?" diye sormuş olun şimdi. Ben de yanıtlayayım: Trabzon, Bursa, Amasya, Istanbul, Ankara, Samsun'da geçen öyküler tamamen bittiler. Erzurum, Malatya, Diyarbakır, Mersin'de geçenler üzerinde çalışıyorum şimdilerde. Erzurum'da geçen "Annemin çektiği fotoğraflar" adlı öykümü, Susan Sonntag'ın okumasını çok isterdim. Ama kaç yıldır artık biliyorum, ölüler yazdıklarımıza yetişemiyor.

                                                           ***

 

Bu yaz, sinema yazılarımı topladığım Kullanılmış Biletler kitabımı bitirecektim sözde. Olmadı. Düzyazı kitaplarımın kapaklarını yapan Pınar Kazma, çok güzel bir kapak yaptı bu kitap için, aylardır duvarımda bekliyor. Son bölümüne, bu kitap için özel olarak yazdığım şimdiki zaman yazılarından oluşan son bölümüne geldim bu kitabın, ama bitmiyor; ne kadar kendimi tutsam da yeni yazı konuları uçveriyor. Belki de ayrılamıyorum kitaptan. Ayrılığa hazır değilim. İnsanın bir gözü geçmişte, bir gözü gelecekte de olsa, galiba en çok şimdiki zamanı seviyor.

Düzyazılara çalışıyorum bir yandan. Meskalin 60 draje ile başlayan Bir Kutu Daha ile süren dizinin devamı olan Son Bir Kutu Daha'nın yıllar önceden kararlaştırılmış ilk yazısı olan "Yüzleşme Korkusu", uzadıkça uzuyor; bir roman gibi zamana yayılıyor. Konunun çekim gücü yüksek derinliği, sürekli ipimi biraz daha derinlere bırakmama neden oluyor. Bu yazıyı bitirmeden önce, yeniden bir gözatmak için döndüğüm bir kitap, bana başka bir yazıyı tamamlatıyor: "Bronz Tanrıça".

Yaz bereketi kesilmiyor üzerimden; bir humma gibi yeni şiirler geliyor. Yalnızca birkaçının adını sayayım: "Tabela", "Bir tas", "Sırça köşk", "Sebebin", "Günah hakkı", "Korku hayalet", "Akıl yaprak". Birer çıkış alıp, daha sonra zamanın yabancılaştırdığı gözlerle yeniden okumak için siyah dosyaya kaldırıyorum onları. Bu dosya, adı Dağ olan tek bir kitap mı olsun, yoksa bir büyük toplama çalıştığım Solak Defterler'in içinde yer alan bir bölüm mü, bilmiyorum. İçimin ibresi, fazla kitaba bölme malzemeyi de kendini de, diyor. Ama sonrasında ne olur, bilemem. Dağ beni kendine çekiyor.

Yetmiyormuş gibi verili bir müzik üzerine yazdığım yeni bir şarkı: "Aşk mümkün müdür hâlâ". Hayatımda ilk kez sabah başladığım bir şarkıyı akşam bitirdim.

                                                           ***

 

Yedi Kapılı Kırk Oda'nın altıncı öyküsü olan "Wagner Körfezi" üzerine çalışırken, tiyatro üzerine fazla yoğunlaşmış olmanın şiddetinden midir nedir, bir noktadan sonra dönüp yoğun biçimde Taşın Gölgesinde adlı oyun üzerinde çalışmaya başlıyorum. 2002'de yazdığım Sayfadaki gibi'yi yalnız bırakmamak için, başladığım bir kısa oyundu bu. O günden bu yana üzerinde uzun uzadıya düşünme, malzeme biriktirme, temamı derinleştirme, yazdıklarımı ve kararlarımı gözden geçirme fırsatı buldum. Zamana yayılan yapıtlar söz konusu olduğunda söylenecek şey şudur: Belki her ânını kâğıdın başında geçirmiyorsunuz, ama ona ilişkin saat içinizde çalışmayı sürdürüyor. Son dört gününde hiç evden çıkmadan gece gündüz bu oyuna kapanarak bitirdim Taşın Gölgesinde'yi. Son zamanlarda yazdığım en heyecan verici metinlerden biri olduğunu düşünüyorum. Kırk dakikalık bir oyun mu olur, iki saatlik bir gösteri mi, metin kesin bir zaman vermiyor 

 

Bu yaz üç günlüğüne gittiğim Şile'de Milan Kundera'nın Roman Sanatı'nı yeniden okurken, önceki okumamdan aklımda kalmamış bir yere takıldım.: Romanlarının hep bir biçimde 7 bölümden oluştuğundan söz ediyordu Kundera. Bunun başlangıçta seçilmiş bir karar olmadığını, ama kitabın bir biçimde gelip, 7 bölümlemeyle sonuçlandığını anlattıktan sonra şunları söylüyordu: "Bu durum benim açımdan ne büyülü bir sayıya olan bir boş inanç züppeliği ne de akılcı bir hesaptır. Derinlerden, bilinçdışından gelen bir buyruk, kaçamadığım bir biçim örneğidir. Romanlarım yedi sayısı üzerine kurulmuş aynı yapının değişkeleridir." (Çev.: İsmail Yerguz, Afa Yayınları, sy.100)

Bu durum benim için de tanıdıktı. Bana da çeşitli şiirlerim ve kitaplarımda 3, 5, 7, 9 gibi tekli rakamlar kendini dayatır hep. Geyikler Lanetler'in cinleri "3, 5, 7, 9" diye sayıklarlar. Üstelik, Kırk Oda'yı, Üç Aynalı Kırk Oda ile sürdüren, şimdilerde Yedi Kapılı Kırk Oda'yı yazmakta olan ve gelecekte Dokuz Anahtarlı Kırk Oda ile sürdürmeyi hesaplayan biri olarak, bu satırların uyandırdığı derin ortaklık duygusunun beni nasıl gülümsetmiş olabileceğini tahmin edersiniz. Mezopotamya Üçlemesi'ni, Lal Masallar'ın üç dilsizini de unutmamak gerek.

Taşın Gölgesinde ise son güne kadar altı bölüm olarak gidiyordu. Nedenini anlamadığım bir biçimde bu durumdan hem rahatsızdım, hem de kendi içimde bir ezberin bozulacağını düşünerek hoşnutluk duyuyordum. Tek huzursuzluğum, altıncı bölümün diğer bölümlere göre biraz uzun olması ve bunun da bölümleme ritmini aksatmış olabileceği idi. Derken son gün, oyuna daha önce hiç düşünmediğim bir metronun bütün haşmetiyle girivermesi, finali toparlaması, hatta bölüme adını verecek kadar metni ele geçirmesiyle, oyun, 7 bölüme tamamlanmış oldu; beni de bütünlenmiş olmanın huzuru aldı. Kundera ile bana oyun oynayan bilinçdışının melekleri aynı kavimden olmalı.

           

2002 yılında yazdığım, Danimarka'da Danca, İngiltere'de İngilizce olarak sahnelenmiş olan ve daha önce Elli Parça içinde yayımlanmış bulunan Sayfadaki Gibi kâğıdın etrafında dönüyordu. Onu izleyen Taşın Gölgesi ise taşı konu alıyor. Yazmakta olduğum ve kumaşı dert edinen üçüncü bir oyunla birlikte, her üçü Kâğıt, taş, kumaş adıyla kitap olarak yayımlanacak. Elbet bu da bir üçleme.

2000'li yıllarda tiyatro metinlerinin aynı zamanda birer performans metnine dönüşmesi gerektiğini söyleyen; yerleştirme sanatlarından, dansa; ışık rejisinden videoart'a varana dek geniş bir yelpazede gösteri sanatları malzemesinin tiyatro metninde içkinleştirilmesine olanak arayan metinler bunlar. Oyun yazarlığı serüvenimde, tiyatroda yeni bir gramer arayışına karşılık düştüklerini düşünüyorum.

Tatil mi? Henüz çıkmadım. Beni sayarken bile yorgun düşüren bütün bu yaz hummasına karşın, neden kendimi hâlâ bir ağustos böceği gibi hissediyorum, bilmiyorum.

 

 

Ağustos 2006




Yaz ekinoksunda paralel evrenler

Herkes için sıcak geçen bu yaz, çeşitli nedenlerle benim için iki kez, hatta üç kez sıcak geçiyor… Gündelik yaşamımda haline yoluna koymam gereken dağınık düzen onca şeyin ağırlığıyla katediyorum yazı, sıcağı, günleri... Hayır, sözü yine "Aylık Yazı"ların gecikmesine, bunun nedenlerine bağlayacak değilim; bunu artık biliyorsunuz, sanırım kabullendiniz de...

yasakmeyve'de "yükdüşüm"

İki ayda bir yayımlanan "yasakmeyve" dergisinin Temmuz-Ağustos 2010 tarihli 45. sayısında...

Varlık'ta 3 Şiir

Varlık dergisinin Temmuz 2010 tarihli 1234. sayısında...

İkinci kez Cunda Adası'nda

Murathan Mungan ilk kez "Paranın Cinleri" nedeniyle 2006 yılında konuğu olduğu Türk Edebiyatı Çevirmenleri Cunda Atölyesi'ne 20 ve 21 Haziran 2010 tarihlerinde bu kez şiirleriyle konuk oldu.

kitap-lık'ta 8 şiir

kitap-lık dergisinin Temmuz-Ağustos 2010 tarihli 140. sayısında...

Sözcükler'de bir kez daha 9 şiir

İki aylık edebiyat dergisi Sözcükler'in Temmuz - Ağustos 2010 tarihli 26. sayısında...

Yakın dostum uzak akrabam Ang Lee

Altyazı Dergisinin Mayıs 2010 tarihli 95. sayısında...

Kadından Kentler Almancada

Murathan Mungan'ın Kadından Kentler adlı öykü kitabı şubat ayı içinde Almanya'da "Städte aus Frauen" adıyla yayımlandı...

227 Sayfa'dan son notlar

İki aylık edebiyat dergisi "Notos"un Nisan - Mayıs 2010 tarihli 21. sayısında...

Katlanmış yirmi parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Mart 2010 tarihli 612. sayısında...

227 Sayfa'dan Parçalar

kitap-lık dergisinin Mart 2010 tarihli 136. sayısında...

227 Sayfa'dan Notlar

Varlık dergisinin Mart 2010 tarihli 1230. sayısında...

Almancada bir söyleşi kitabı

"Akademie der Künste" ile "Goethe Institut"un ortak yapımı olan "Zeitgenössische Künstler aus der Türkei" adlı kitapta...

Yeni Kağıt Gemiler

İki aylık edebiyat dergisi "Notos"un Şubat - Mart 2010 tarihli 20. sayısında...

"Şiir Kitabım"dan 12 parça yazı

İki aylık şiir dergisi yasakmeyve'nin Ocak-Şubat 2010 tarihli 42. sayısında...

Katlanmış yirmi bir parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Şubat 2010 tarihli 611. sayısında...

"Binali ile Temir" Şehir Tiyatroları'nda

Murathan Mungan'ın Cenk Hikayeleri kitabında yer alan "Binali ile Temir" adlı hikayesi Yıldırım Fikret Urağ rejisiyle Istanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde 20 Ocak 2010 tarihinden başlayarak sahnelenmeye başlandı.

Beş kısa yazı

Kaos GL dergisinin Ocak - Şubat 2010 tarihli 110. sayısında...

Gösteri dergisi'nde üç şiir

Gösteri dergisi'nin Sonbahar (Eylül-Ekim-Kasım) 2009 tarihli 299. sayısında...

kitap-lık'ta 4 şiir

kitap-lık dergisinin Kasım 2010 tarihli 134. sayısında...

Katlanmış yirmi parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Ocak 2010 tarihli 610. sayısında...

Sözcükler dergisinde yine 9 şiir

Sözcükler dergisinin Ocak - Şubat 2010 tarihli 23. sayısında...

Katlanmış altı parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Aralık 2009 tarihli 609. sayısında...

Kâğıt Gemiler

ki aylık edebiyat dergisi "Notos"un Aralık 2009 - Ocak 2010 tarihli 19. sayısında...

kitap-lık'ta 6 şiir

kitap-lık dergisinin Kasım 2009 tarihli 132. sayısında...

Varlık'ta yine 4 Şiir

Varlık dergisinin Kasım 2009 tarihli 1226. sayısında...

Sözcükler'de 7 şiir

İki aylık edebiyat dergisi Sözcükler'in Kasım-Aralık 2009 tarihli 22. sayısında...

Katlanmış dokuz parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Kasım 2009 tarihli 608. sayısında...

Katlanmış yirmi parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Ekim 2009 tarihli 607. sayısında...

Katlanmış on üç parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Eylül 2009 tarihli 606. sayısında...

"Trabzon Burması" eXchanges'da

Altbaşlığı "Journal of Literary Translation" olan eXchanges, 2003'ten beri çeviri edebiyat yayını yapan bir internet dergisidir...

"Islık"

Notos Öykü dergisinin Haziran / Temmuz 2009 tarihli 16 sayısında Murathan Mungan'ın bu yıl yayımlanacak...

Çador İtalyancada

Murathan Mungan'ın Çador adlı kitabı Fransa, Almanya'dan sonra İtalya'da da yayımlandı. İtalya'nın saygın yayınevlerinden Giunti tarafından...

"Magma" Freitext dergisinde

Almanya'nın kendini "hibrid ve transkültürel bir açıdan toplumsal, kültürel gelişimlere bakan dergi" olarak tanımlayan...

"Mehtaplı Gecelerde Hep Seni Andım" İsveççede

İsveçte yayımlanan kültür ve edebiyat dergisi Karavan'ın, bir dosya olarak Istanbul'a ve Türk Edebiyatı'na geniş ölçüde yer ayırdığı son sayısında...

"Gizli Ben" Slovencede

Slovenya'daki Sodobnost International yayınevinin yayımladığı, Türk edebiyatından derlenmiş öyküler içeren "Zgodbe Iz Turcije" adlı seçkide...

"Sizden Saklı"

Murathan Mungan'ın Mırıldandıklarım kitabında yer alan "Sizden Saklı" adlı şiirinin Barbara Aktan tarafından yapılan...

Cinen Pereyan

Murathan Mungan'ın Felat Dilgeş tarafından Kürtçeye çevrilen Paranın Cinleri kitabı...

Murathan Mungan ile Söyleşi

"Türkiye'de Eşcinsel Olmak"

Kaos GL Derneği'nin Heinrich Böll Stiftung Derneği'nin desteğiyle "Türkiye'de Eşcinsel Olmak" başlıklı proje kapsamında yürüttüğü...

Beş yıllık kalkınma programı

Çocukluğumda hükümet programlarının, bütçe görüşmelerinin, Devlet Planlama Teşkilatı açıklamalarının değişmeyen sözlerinden biriydi "beş yıllık kalkınma planı"...

Pusulamda dört ibre

Yazı yazmak için, sözünüzü çoğaltıp sürdürmek için öncelikle kendinize yüksek yalıtımlı bir dünya kurmayı öğrenmeniz; dilediğiniz zaman dışarıdaki hayata katılıp dileğinizde kendi içinize kapanmak için kurduğunuz bu dünyanın kapılarını uygun ve hızlı biçimde açıp kapamayı öğrenmeniz gerekir...

Sakin görünen bir yaz

Dışarıdan bakıldığında hayli sakin görünen bir yaz yaşıyorum. Günlerin birbirine bağlanıp giden akışında her şey dingin görünüyor. Öte yandan her zamankinden çok daha fazla çalışıyorum sanki. Bakıyorum akşam olmuş. Bakıyorum sabah olmuş. Hani yaşamınızda bazı dönemlerin farklı başlangıçlar hazırladığını sezersiniz...

Ekim 2008'de Almanya

Çador'un Almanya'da yayımlanması, Doğu Sarayı'nın cep kitabı boyutunda yeni baskısının yapılması ve Frankfurt 2008 Kitap Fuarı'nın bu yılki "tema ülke"sinin Türkiye olması nedeniyle...

Çador Almancada

Murathan Mungan'ın Çador adlı kitabı Fransa'dan sonra Almanya'da Blumenbar yayınevi tarafından yayımlandı...

Doğu Sarayı'nın karton kapak baskısı

İçinde Murathan Mungan'ın üç öykü kitabından derleyip bir araya getirdiği beş öykünün yer aldığı Doğu Sarayı adlı kitabını...

İki Öykü Bir Müzikal Sahne Performansı

Müzikal sahne performanslarıyla tanınan Almanya'nın önemli topluluklarından Con Tempo, "4. Frankfurt Sonbahar Günleri için Yeni Kompozisyonlar" başlığı altındaki şenlik kapsamında, Murathan Mungan'ın Almancada Palast des Ostens ("Doğu Sarayı") adıyla yayımlanan öykü kitabında yer alan...

Hiza Halay Haset

Birikim dergisinin Aralık 2008-Ocak 2009 tarihli 236 ve 237. sayısında ...

kitap-lık'ta 4 şiir

kitap-lık dergisinin Ocak 2009 tarihli 123. sayısında...

Varlık'ta 4 şiir

Varlık dergisinin Ocak 2009 tarihli 1216. sayısında...

Çavuş'un Sırrı

Kaos GL dergisinin Ocak-Şubat 2009 tarihli 104. sayısında...

Katlanmış on iki parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Ocak 2009 tarihli 598. sayısında...

Kerim

Mühür dergisinin Ocak-Şubat 2009 tarihli 23. sayısında...

Katlanmış yedi parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Aralık 2008 tarihli 597. sayısında...

Hermes'in Kayıp Sözleri

Gösteri dergisi'nin Sonbahar (Eylül-Ekim-Kasım) 2008 tarihli 295. sayısında...

Sözcükler dergisinde 10 şiir

Sözcükler dergisinin Kasım-Aralık 2008 tarihli 16. sayısında...

Katlanmış on bir parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Kasım 2008 tarihli 596. sayısında...

Müsamere Toplumu

Birikim dergisinin Ekim 2008 tarihli 234. sayısında...

Kötü Adam Kötü Kadın Aşkı Üzerine Küçük Bir Film

kitap-lık dergisinin Ekim 2008 tarihli 120. sayısında...

Varlık'ta 9 şiir

Varlık dergisinin Ekim 2008 tarihli 1213. sayısında...

Eşyanın Anahtar Olması

Notos öykü dergisinin Ekim-Kasım 2008 tarihli 12. sayısında...

İşler ve Günler

Nicedir günler işlerle tanımlanıyor yaşamımda. Hep bir ara durup soluklanmayı, sakinleşmeyi bekliyor, dünyaya ve kendime yavaş gözlerle bakacağım sakin günlerin gelmesini ümit ediyorum. Olmuyor. Kendi bildiğini akıyor hayat, içinin debisini....

Katlanmış sekiz parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Ekim 2008 tarihli 595. sayısında Murathan Mungan'ın "Origami" adını verdiği köşesinde...

Kar Prensi, Maske

Farklı ülkelerden ünlü yazarların, şairlerin yapıtlarının profesyonel çevirmenler tarafından İngilizceye kazandırılmasıyla bir kültürlerarası buluşma çerçevesi kurmayı amaçlayan; 1994 yılından bu yana yılda bir kez yayınlanan ve her sayısını bir temaya ayıran Two Lines dergisinin...

Katlanmış on dokuz parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Eylül 2008 tarihli 594. sayısında Murathan Mungan'ın "Origami" adını verdiği köşesinde...

Çador Fransızcada

Murathan Mungan'ın Çador adlı kitabı Fransa'nın önemli ve saygın yayınevlerinden biri olan Actes Sud tarafından Jean Descat çevirisiyle 2008 nisanında Tchador adıyla yayımlandı...

Erlanger Poetenfest

Almanya'nın Erlangen kenti belediyesi Kültür Dairesi'nin her yıl düzenlediği "Erlanger Poetenfest" edebiyatın değişik alanlarında farklı biçimlerdeki arayışlara, yönelimlere yer veren ünlü bir edebiyat festivali...

Rüzgârlı günlerden sonra

Bilindiği gibi son kitabım Kadından Kentler nedeniyle 10 Nisan'da başlayıp 31 Mayıs'ta sona eren on altı kenti kuşatan geniş bir Anadolu turuna çıktım. Bu kadarı gerek basın-yayın organlarında yer alan haber ve söyleşiler nedeniyle, gerekse de sitede yayımlanan duyurulardan ötürü çoğu kişi tarafından biliniyor...

Çador Almancaya geliyor

Murathan Mungan'ın Çador adlı kitabı Fransa'dan sonra önümüzdeki aylarda Almanya'da da yayımlanıyor...

İtalyan yapımı Geyikler Lanetler İstanbul Tiyatro Festivali'nde

Istanbul Kültür Sanat Vakfı'nın düzenlediği Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin bu yılki konukları arasında İtalya'nın en önemli özel tiyatrolarından biri olarak kabul edilen Floransa'dan Arca Azzurra Teatro topluluğu da bulunuyor. Murathan Mungan'ın Geyikler Lanetler oyununu "La Maledizione del Cervo" adıyla İtalyanca olarak sahneleyecek olan Arca Azzurra Teatro

Yaz ekinoksunda paralel evrenler

Herkes için sıcak geçen bu yaz, çeşitli nedenlerle benim için iki kez, hatta üç kez sıcak geçiyor... Gündelik yaşamımda haline yoluna koymam gereken dağınık düzen onca şeyin ağırlığıyla katediyorum yazı, sıcağı, günleri... Hayır, sözü yine "Aylık Yazı"ların gecikmesine, bunun nedenlerine bağlayacak değilim; bunu artık biliyorsunuz, sanırım kabullendiniz de...

İkinci kez Cunda Adası'nda

Murathan Mungan ilk kez "Paranın Cinleri" nedeniyle 2006 yılında konuğu olduğu Türk Edebiyatı Çevirmenleri Cunda Atölyesi'ne 20 ve 21 Haziran 2010 tarihlerinde bu kez şiirleriyle konuk oldu...

Ekim 2008'de Almanya

Çador'un Almanya'da yayımlanması, Doğu Sarayı'nın cep kitabı boyutunda yeni baskısının yapılması ve Frankfurt 2008 Kitap Fuarı'nın bu yılki "tema ülke"sinin Türkiye olması nedeniyle...

2010 Sonuna Kadar Düzyazı

Başlığı biraz uzatmak adına "2010 Sonuna Kadar Dere Tepe Düzyazı" da diyebilirdim.
Kimi zaman işimle ilgili bazı yeni öneriler geliyor bana. Hemen herkese biraz esprili bir dille şu yanıtı veriyorum: "Değil yeni bir projeye kalkışmak, 2010 Sonuna kadar kimselere selam bile verecek durumda değilim."...

kitap-lık'ta 1 şiir

Kitaplık dergisinin Şubat 2008 tarihli 113. sayısında...

Bir kitap bitirdiğinde, bir köşede durduğunda

Beş yıllık bir çalışmanın sonunda Kadından Kentler'i bitirdim. Kitap formatında alınan 300 sayfaya yakın bilgisayar çıktısı duruyor şu an masamın üzerinde. Bugüne dek kim bilir kaç kez okunmuş öyküler, şimdi iki adım geri çekilerek topluca okunmanın uzak gözleriyle bir kez daha didik didik ediliyor...

Katlanmış on parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Şubat 2008 tarihli 587. sayısında Murathan Mungan'ın "Origami" adını verdiği köşesinde...

Katlanmış on altı parça kâğıt

Milliyet Sanat Dergisi'nin Ocak 2008 tarihli 586. sayısında Murathan Mungan'ın "Origami" adını verdiği köşesinde...

Ormancini

Notos Öykü dergisinin Aralık 2007 tarihli 7. sayısında Murathan Mungan'ın "Ormancini" yayımlanmıştır...

"İki dağ arasında ezilmeden"

Milliyet Sanat dergisinin Aralık 2007 tarihli  585. sayısında Gülten Akın'ın...

Aralık 2007

Bugüne dek bir şair-yazar olarak yaşadım. Bugünden sonra da öyle yaşamak ve bir şair-yazar olarak ölmek isterim.
Bugüne dek hiçbir koltukta, makamda, mansıpta, iktidar çeşidinde gözüm olmadı. Günümüzün moda deyişiyle "sözde" belediye başkanlığı adaylığımla ilgili yapılan bir esprinin...

Viyana'da Okuma Programı

Avusturya'nın önemli kültür kurumlarından biri kabul edilen Alte Schmiede - Kunstverein Wien'in konuğu olarak Viyana'ya giden Murathan Mungan, 10 Kasım Cumartesi günü saat 18.00'de Theater Odeon'da Börte Sagaster'in sunumuyla katıldığı programda...

Viyana'da Sonbahar

İçinde Murathan Mungan'ın da yer aldığı Türkiye'den bir grup yazar, 8-12 Kasım 2007 tarihleri arasında Avusturya'nın önemli ve alternatif kültür kurumlarından biri kabul edilen Alte Schmiede - Kunstverein Wien'in konuğu olarak Viyana'da bir dizi okuma ve söyleşi etkinliğine katılacaklardır.

kitap-lıkta 9 şiir

kitap-lık dergisinin Kasım 2007 tarihli 110. sayısında Murathan Mungan'ın "Rıh ve Gazel"...

Edebi Maratoncu

Time Out İstanbul dergisinin Kasım 2007 tarihli 7. yıl 11. sayısında...

Başka bir yerden konuşmak

Üç ayda bir yayımlanan aralık dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2007 tarihli 1. sayısında...

Kırk Oda hikayelerinin Şehrazat'ı gibi

Tempo dergisinin 25 Ekim 2007 tarihli 43. sayısının Kitap Eki'nde...

Aşk ve Fotoğraf

Gösteri dergisinin Sonbahar (Eylül-Ekim-Kasım) 2007 tarihli 291. sayısında Murathan Mungan'ın "Aşk ve Fotoğraf" başlıklı metninden üç bölüm yayımlanmıştır...

Barselona Politik Filmler Festivali

Murathan Mungan, 27 Eylül ve 2 Ekim tarihleri arasında bu yıl üçüncüsü yapılan Barselona Politik Filmler Festivali'nde jüri üyesi olarak görev yaptı...

Kanadının Altında

Notos Öykü dergisinin Ekim-Kasım 2007 tarihli 6. sayısında Murathan Mungan'ın "Kanadının Altında" başlıklı bir metni yer almaktadır...

Sözcükler'de 8 şiir

Sözcükler dergisinin Eylül-Ekim 2007 tarihli 9. Sayısında Murathan Mungan'ın "Güzel boş", "Gözleriniz de", "Çeki", "İhmal", ...

Paranın Cinleri Yunancada

Murathan Mungan'ın Paranın Cinleri kitabı, Anthi Karra çevirisiyle nisan ayı içinde Yunanistan'da yayımlandı. Yazarın Lal Masallar, Son Istanbul, Üç Aynalı Kırk Oda, Kırk Oda, Geyikler Lanetler'den sonra, Yunanistan'da yayımlanan altıncı kitabı oluyor bu...

Asti Teatro Şenliği'nde "La Maledizione del Cervo"

Murathan Mungan'ın Geyikler Lanetler adlı oyunu İtalya'nın önemli şenliklerinden biri sayılan ve bu yıl 29.su yapılan Asti Teatro Şenliği'nde, 3 Temmuz 2007 gecesi Arca Azzurra topluluğu tarafından "La Maledizione del Cervo" adıyla sahnelendi.

Yaz Gibisi Var mı?

Murathan Mungan'ın son öyküsü "Yaz Gibisi Var mı?" adını taşıyor.

Dünyanın her yerinde entelektüeller korku nesnesidir

Altyazı dergisinin Temmuz - Ağustos 2007 tarihli 64. sayısında...

Sinema hakkında birçok şey

DIGITURK dergisinin Temmuz 2007 tarihli sayısında...

Sinemaya büyülenmek için gidiyorum

Total Film dergisinin Haziran 2007 tarihli 5. sayısında...

Filmleri hayatımızla seyrederiz

Milliyet Sanat Dergisi'nin Haziran 2007 tarihli 579. sayısında...

Zamanlarüstü İmgeler

Altyazı Dergisinin Mayıs 2007 tarihli 62. sayısında...

Görselliğin Kesinliği ve Eskittiği

Gösteri dergisinin Nisan 2007 tarihli 289. sayısında...

Geyikler Lanetler İtalya sahnelerinde

Floransa'nın önemli ve saygın topluluk- larından Arca Azzura Tiyatrosu, Murathan Mungan'ın Geyikler Lanetler oyununu...