Dönemeç duygusu
Mart ayını hayli yoğun tempolu yaşıyorum. Yaşamımdaki ve kendi içimdeki bir dönemece işaret ediyor diye bu başlığı attım mart yazısına. Nedenlerin tümünü burada sayamam, ama sayıma gelenlerden bazıları zamanı geldikçe yazıya düşer elbet.
Sitenin diğer köşelerinde, bir bölümünü okuyacağınız haber ve bilgilendirmelerden anlayacağınız gibi, her şey benim için hızlı, yoğun ve üst üste yaşanıyor şu sıralar.
Bilirsiniz dönemeç duygusu insanın kabuğunu zorlar.
***
Ne zamandır üzerinde yoğun olarak çalıştığım Kâğıt Taş Kumaş, nihayet bu ay kitap olarak çıkıyor okur karşısına. Son yayımlanan oyunumun 1992 tarihli Geyikler Lanetler olduğu düşünülürse, yıllar sonra ilk kez bir oyun kitabı yayımlıyor olmamın heyecanı bir parça anlaşılır olur. Bu heyecanı besleyen bir diğer unsur ise, tiyatro dili ve gramerinde yeni bir damar arayışını derinleştiren bu oyunların, okur ve tiyatrocular katında nasıl karşılanacağına ilişkin duyduğum meraktır.
2008'de uluslararası bir proje olarak sahnelenmesi düşünülen ve bu konuda görüşmeleri süren bu oyunun yönetmenin kim olacağı, sanırım bu ay sonuna doğru kesinleşmiş olacak.
***
Geçtiğimiz yıl, İtalya'nın Trent kentinde önemli bir etkinlik yapıldı. Trent Üniversitesi Sosyoloji Fakültesi'nin, "Centro Servizi Culturali Santa Chiara" kuruluşunun, Asti Teatro Festivali'nin, "Asya ve Avrupa Arasında Türkiye" başlıklı ortak projesinde, çeşitli okumalar, performanslar, "workshop"ların yanı sıra, Türkiye'den bazı oyun yazarlarının oyunları, İtalya'nın önemli tiyatrocuları tarafından "okuma tiyatrosu" biçiminde canlandırılarak tanıtıldı. Ben de çağrılıydım, ama katılamadım.
Trent Üniversitesi'nin, dünyanın çeşitli ülkelerindeki tiyatro yazarlarının metinlerini, İtalya'nın önemli tiyatrocularına, yönetmenlerine ve oyuncularına tanıtmak, onları dünya yazarlarından ve oyunlarından haberdar etmek için düzenlediği geleneksel etkinliklerinde bu yıl Türkiye'den tanıtılan oyunlardan biri de Geyikler Lanetler'di.
Floransa'nın önemli ve saygın bir tiyatro topluluğu olan ve ünlü oyuncu, yönetmen Massimo Salvianti tarafından yönetilen Arca Azzura ekibinden Giuliana Colzi, Dimitri Frosali, Andrea Costagli, Massimo Salvianti ve Lucia Socci tarafından okunup canlandırılan Geyikler Lanetler 'in gördüğü ilgi nedeniyle, tiyatro, oyunu kendi dağarcığına almaya karar vermiş.
Bu ayın ortalarında Massimo Salvianti ile Trent Üniversite'sinden festival sorumlusu Mimma Gallina Istanbul'a geliyorlar. Hem Geyikler Lanetler'in İtalya serüveni konuşulacak, hem de süresi hayli uzun, kadrosu hayli geniş olan oyunun, bu yapım için kısaltılıp, kadrosunun daraltılması konusunda ortak bir dramaturji çalışması yapılacak.
Böylelikle Geyikler Lanetler'in, 2003 yılında Yunanistan'da Selanik Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenişinden sonraki ilk yurtdışı yapımı, İtalya'da Arca Azzura tarafından gerçekleştirilmiş olacak. Geyikler Lanetler, Yunanistan'da Petros Markaris'in usta işi incelikli çevirisiyle Exandas Yayınevi tarafından aynı yıl kitap olarak da yayımlanmıştı.
Bazı tiyatro meraklılarının anımsayacağı gibi, Geyikler Lanetler, ilk kez Antalya Devlet Tiyatrosu oyuncularınca 1994 yılında Mustafa Avkıran tarafından sahnelenmiş; 1999 yılında Ankara Devlet Tiyatroları yapımı Geyikler Lanetler ise, aynı yıl Berlin'de, uluslararası bir tiyatro şenliği olan "Theater der Welt"e çağrılmış ve Schaubühne'de gösterilmişti.
Her iki yapım da sahnelendikleri yıl, İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın Tiyatro Festivali kapsamında Istanbul'da seyirci karşısına çıkmıştı.
***
İki olayın aynı aya rastlamış olmaları nedeniyle konu etmek isterim: Bu ay sonunda Özel Amerikan Koleji'nin konuğu olarak İzmir'de olacağım. Okulun öğrencilerinin Geyikler Lanetler'den "Bir Soyağacı Masalı" adıyla yaptığı uyarlamayı seyredeceğim. Böyle giderse bu oyunun, profesyonel ve amatör düzeyde uyarlamalarının çoğalacağı anlaşılıyor.
Geyikler Lanetler'le aynı malzemeyi paylaşan Cenk Hikayeleri kitabımdaki "Kasım ile Nasır" öyküsü de, biri Hüseyin Katırcıoğlu, diğeri Şule Ateş tarafından yapılan iki ayrı uyarlamayla sahnelenmişti. Sahne sanatları açısından bereketi bol bir malzeme demek.
***
Şubat ayının hemen her gününü Oğuz Atay'la birlikte geçirdim sayılır. Hem bazı kitaplarını yeniden okudum, hem de üzerine yazılmış olan, kıyıda köşede kalmış birçok yazıya varasıya hemen hepsini bulup buluşturup taradım. Bu hummalı çalışmanın iki nedeni vardı. İlki, Can Yayınları'nın hazırladığı bir öykü seçkisi için, Oğuz Atay'dan seçtiğim bir öykü nedeniyle idi. Yazarlardan bu seçki için, Türk Edebiyatı'ndan birer öykü seçmeleri ve bu seçimi nedenselleştiren kısa bir tanıtım yazısı yazmaları isteniyordu.
Ama, asıl ikinci nedenim, çok el alan bir çalışmaya yol açtı. İletişim Yayınları'nın Handan İnci yönetiminde hazırladığı bir Oğuz Atay anma kitabı için söz verdiğim yazı, beni çok uğraştırdı. Titizlik, özen, adalet duygusu, sevgi, saygı, emek, anılarla ve zamanla kurduğunuz ilişki…bu gibi çalışmalar sırasında asıl bunların el ve zaman aldığını anlıyorsunuz.
Sanılanın tersine kolay yazı yazan biri değilimdir. Bir yazıyı defalarca taramadan bitiremem. Bitirdikten sonraysa en az birkaç kişiye okutmadan yayımlamam.
Sonuçta bu yazıyı bitirdim, ama her biten yazının benim için asıl önemli bölümü, bitmiş yazıyı doğramaktan geçer. Bir yazı doğrandıkça benim gözümde değer kazanır. Heykelin, mermerin fazlalıklarını yontmak demek olduğuna inanan heykeltıraşları böyle zamanlarda anmamak mümkün mü?
***
Bu yıl içinde yayımlanmış ikinci kitabım olacak Kullanılmış Biletler'in kapanış bölümünde yer alacak son yazıları bitirmeye uğraşıyorum şu sıralar. İlk gençliğimden bu yana, sinema üzerine yazdıklarımdan yaptığım seçmeyi bir araya getiren ve yedi bölümden oluşan bu kitabın son bölümünün adı, tıpkı bir film biterken akan yazılar gibi "Son yazılar" olsun istedim. Derlenmiş yazılardan oluşan kitaplar biterken, gene de ağızda hep bir şimdiki zaman tadı bıraksın isterim. Bu nedenle, şimdinin Murathan'ının gözünü, dilini, sesini taşısın diye, kitabı şimdiki zaman yazılarıyla bitiriyorum. Bu kitabın mayıs ayında okurlarıyla buluşacağını ümit ediyorum.
***
Özenli, titiz bir yayımcılık politikası güden ve katalogunda Alain Badiou, Samuel Beckett, Elias Canetti, Noam Chomsky, J. M. Coetzee, Julia Kristeva, Joyce Carol Oates, Edward W. Said, Peter Sloterdijk, Susan Sontag, George Steiner, Gore Vidal, Virginia Woolf, Slavoj Žižek gibi önemli adlar bulunduran Yunanistan'ın saygın yayınevlerinden biri olan Scripta, önümüzdeki ay Anthi Karra çevirisiyle Paranın Cinleri'ni yayımlıyor.
Lal Masallar, Son Istanbul, Üç Aynalı Kırk Oda, Kırk Oda, Geyikler Lanetler'den sonra, bu, Yunanistan'da yayımlanan altıncı kitabım oluyor.
Yedincisinin, bu yıl Petros Markaris tarafından çevrilecek olan Çador olacağını şimdiden söyleyebilirim.
Geçtiğimiz yıl, bir yemek sırasında Haris Aleksiyu bana, Üç Aynalı Kırk Oda'yı Paris'teyken Yunanca baskısından okuduğunu, kitabın ona hem Istanbul'u, hem Atina'yı özlettiğini söylemişti.
Yabancı bir dile çevrildiğinizde, en azından yurtdışındaki sevdikleriniz, sizin kimi kitaplarınızı okuyabileceklerdir diye sevinirsiniz. Bu kez de öyle oluyor.
Kışsız bir yıl geçirdik, kalp hep yeni haberler bekliyor.
İçimde açısı geniş bir dönemeç aldığım duygusuyla yol alıyorum.
Mart 2007
