Bir Kutu Daha | 2004
İspanyol yazar Juan Benet'in 1950'lerde Madrid'de Sonbahar adlı kitabını yıllar önce okumuştum. Mermer bir masa üzerinde tabağında sigaralar söndürülmüş bir kahve fincanının tepeden çekilmiş fotoğrafının yer aldığı kitap kapağı, beni hemen okumaya çağırmıştı.
7 Mühür, kutu içinde tek baskılık özel bir seçme | 2002
Babam beni Şahmerancının yanına çırak verdi. Sokaklarda haylazlık etmeyeyim, hiç olmazsa bir zenaat öğreneyim, diye. Başıboş avare çocukların sonu iyi olmazmış. O zamanlar bilseydim, başıdolu avare çocukların da sonunun iyi olmadığını söylerdim babama. "Çırak yaşta bir çocuksun artık," dedi.
Sahtiyan | 1985
Zaplar taşar Dersim koyaklarından selleri kadife uçları mermi ve günahına emanet edilmiş çocukların adağıdır mermi çekirdekleri
Çocuklar ve Büyükleri, öykü | 2001
Çocuklar ve Büyükleri, Ressamın Sözleşmesi'nden sonra, epey ara vererek yayımladığım ikinci seçki kitabım, ikinci öykü seçkim; Bu arada başka seçkiler tasarladım, başka seçkiler için bağlamlar oluşturdum; okumalar, taramalar yaptım, malzeme biriktirdim. Zamanla birikenlerin hızlandırmasıyla Çocuklar ve Büyükleri diğerleri arasından öne çıktı.
Yüksek Topuklar | 2002
Güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. Her zamanki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlar da geçit vermedi...
Son Istanbul | 1985
Bin yıldır saydam yüzümüzde ölümü seyrediyoruz. Kımıltısız günler geçiyor bu sonsuz cam kovuklarda. Bembeyaz gelinlikler gibiyiz. Bembeyaz kefenler gibi. Çevremizde ince bir halka, zaman zaman ışıltısı göz alan ince çizgiler, altın sarısı gelin telleri.
Bir Garip Orhan Veli | 1993
Salon karanlıktır. Sahnenin gerisindeki perdeye sessizlik içerisinde slaytlar düşmeye başlar. Böylelikle bir sinema izlenimi uyandırılır. Her şey kesin bir sessizlik içerisinde, en azından seyirciye bir sinema duygusu taşıyarak gerçekleşmelidir.
Erkeklerin Hikâyeleri, öykü | 2004
Elinizde tuttuğunuz kitabın, anlam esnekliği bakımından yorumlamaya açık olan adı, "Bu da erkeklerin hikâyeleri," diye okunabilir. Ya da erkeklerin nasıl gördüğü, nasıl hissettiği, nasıl yaşadığı ve nasıl anlattığı üzerine olan bu hikâyeler için "bir de erkeklerden dinleyelim bakalım," denebilir.
Yaz Sinemaları | 1989
Bunuel sanrısı sokaklar eskil oyuncular son provalar kararsız bir yakın çekimde yaz divançesi: —tedirgin, kavrayıcı, süreğen ayrıntılar— bir yazın, bir filmin, bir dizinin başlangıcı olabilecek
Osmanlıya dair Hikâyat | 1981
osmanlı ki bir tarihin okyanusu fütühat kaftanı her dem belirgin oysa kımıltısız bir devletin tarihle tenakuzu çatlamış bir zamanın solgun nakşında tedirgin güneş kırığı bir vitraydan musallat
Kırk Oda | 1987
Bir varmış bir yokmuş. Uzak ülkelerin birinde bir Pamuk Prenses yaşarmış. Ne var ki bu Pamuk Prenses, Yedi Cücesi olmayan bir Pamuk Prenses'miş. Bu yüzden hayatta en büyük emeli Yedi Cüceye sahip olmakmış.
Kaf Dağının Önü | 1994
Zar saydamlığında, kahverengiye durmuş derinin incecik damarları seçilebiliyor. Rengi atmış, çizgileri solmuş, kırmızı bir ibrişimle dürülmüş olarak duruyor sandığın dibinde. Sandığın dibi, ibrişim düğümünün ucundan çözülüp ceviz zemine akan bir kangölüydü.
Mürekkep Balığı | 1997
herkesin ebe olduğu bir oyunda herkes saklandı birbirinden ne elmanın meydanına çıkacak ne kuytusunda armudun sayı suyu yok kimsenin kimi zaman çok uzaklarda bir çocuk sesi rüyadaki gibi
Yabancı Hayvanlar, öykü | 2003
Bugüne dek hazırladığım seçkiler içinde en şiirsel olanının bu kitap olduğunu düşünüyorum. İlkin, anlamını hemen elevermeyen adından ötürü. (Ya da adından başlayarak diyelim...) Sonra, daha çok bir duygunun, hatta kitap boyunca bütünlüğünü bozmayan bir duygu halinin seçkisi olduğu için... Gizemli, belirsiz bir doğası olan, bizi öteki'yle, kendi öteki'mizle yüzleşmeye, karşılaşmaya çağıran bir duygu bu.
Metal | 1994
pencerede kedi yalnızlığı metal bir ay fener böyle gecelerde yağmurun sesi kâğıt hışırtısına benzer ışık yıllarının karanlık hızında
Üç Aynalı Kırk Oda | 1999
Doğma büyüme Texaslı Alice Star, puslu bir sonbahar sabahı evinden kaçıp bu boğucu taşra kasabasını büyük kentlere bağlayan anayollardan birine çıktığında, bütün yaz sıcaklarının, bütün sinek ve vantilatör vızıltılarının geri dönmemecesine ardında kaldığından emindi artık.
Murathan '95, derleme-seçki | 1996
Açık söylemek gerekirse, bu kitabı nasıl tanımlayacağımı, adlandıracağımı ben de bilemiyorum; sizin de göreceğiniz gibi, eşine sık rastlanan türden bir kitap değil. Eğer bir tanımlamaya ille de gereksinim duyuluyorsa, kısaca, bir tür derleme ya da seçmeler kitabı; bir "retrospektif", ya da bir albüm kitap, diye adlandırılabilir...
Dağınık Yatak | 1997
İntiharından az önceydi. Arabasını, onun sokağına, evinin tam karşısına park etmişti. Istanbul'un uykuda olduğu sabahın bu erken saati, nedense öteki sabahların insanın içine işleyen ayazından yoksun. Ilık, esintili herhangi bir akşamüstünü anımsatan bir yumuşaklık var havada
Yazıhane, deneme | 2003
Niye, niçin, neden yazdığımız hem bize çok sorulan sorulardan biridir, hem de bizim kendimize sorduğumuz sorulardan biri... Bu konuda bizden önce söz almış olanların söylediklerinde bizi de açıklayabilecek bir karşılık ararken ya da kendimiz bir açıklama yapmaya çalışırken, yanıtını bu kez bulacağımızı sandığımız o can alıcı sorulardan biri...
Soğuk Büfe | 2001
Memleketin bunca önemli ve ciddi sorunu karşısında, epey hafif kaçan bir konuya sayfa ve zaman istediğim için, bağışlamanızı dilerim. Aslında memleketin bütün sorunları aynı "çilenin" yumağı olduğu için, "diyalektik bilen kişiler" olarak beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.
Çador, anlatı | 2004
Birbirine umutsuzca benzeyen uzaktaki çıplak dağlar, birbirinden renksiz alçak tepeler, rüzgârın birbirine yakın boyda yığdığı dalgalı kum tepeleri ve bugüne kadar gördüğü her yeri aynı kayıtsızlıkla kavuran tozlu güneşe karşın, ülkesine yaklaştığını, sınıra pek az kaldığını duyumsuyor Akhbar; bunu yolun tanıdık işaretlerinden değil, kalbinin, anısı kendinden bile uzaklaşmış kuytu derinliklerinden biliyor.
Meskalin 60 Draje | 2000
Çeşitli dergi ve gazetelere çeşitli yazılar yazarken, bir gün onların kitap olacağını bilir, ama nasıl bir kitap olacağını bilemezsiniz. Bir toplama çalışmak üzere, başından belirlenmiş ve amaçlanan hedefe ağır ağır ilerlerken katedilen bir serüven değildir bu.
Kum Saati | 1984
Kendi kavmine şair olmayan Söz'ünün hükmünden ayağ göçürür Kendi Dîvan'ına nöbet durmayan Davasın' cengine gölge düşürür
Omayra | 1993
bizi bakışlardan saklayan çöl sisi ağır duman geçitsiz bir yalnızlıkta yol alıyordu birliktelikler
Paranın Cinleri, anlatı | 1997
Çocukken bir geyiğe tutulmuşum. Tam olarak bilemiyorum ama, üç dört yaşlarında olsam gerek. Günlerce geyik sayıkladığımı gören babamın sonunda sabrı tükenmiş. Mazıdağı'nda bir geyik yakalatıp, düze indirtmiş, Mardin'e getirtmiş.
Başkalarının Gecesi | 1997
Görünmeyeni görmenin azabı İçimizde durmadan ödediğimiz ne ruhumun ay ışığı ne yırtıcı hayvanlarla güreşen yorgun bedenim
Kullanılmış Biletler | 2007
Ortaokul sıralarımdan iki defter anımsıyorum: Biri kırmızı, diğeri lacivert, naylon kapaklı, kenarları beyaz spiral telli iki defter. Her ikisinin de başlığı, "Gördüğüm Filmler"di. Birine yerli filmleri, diğerine yabancı filmleri yazıyor, dönemin kimi gazete ve dergilerinden görüp özendiğim gibi filmlere birden beşe kadar "yıldız" veriyordum.
Oda, Poster ve Şeylerin Kederi | 1993
geçer eski denizlerin üstünden yalnızca bir su akar karanlıkla ilgili derler boşa yazma yaza çıkmaz neyi, ne zaman anlar insan? hangi yaşın akşam sedirleri
Taziye | 1982
önoyun Bir düş, bir sanrı gibi yarı ışıklandırılmış, belirsiz bir mekânın ve zamanın soyutlamalarıyla oynanmalıdır bu sahne.
Eski 45'likler | 1989
baktığın yerde karanlık bir tomurcuk bırakıyorsun çarşılar avuçlarında aykırı sokakların lisanı adımlarında gelme, geldiğinde her şey yitiriyor kendini vurgun: ölümlerin en kostağı vurgun ölümlerden kaçgun yanımız
Kadınlığın 21 Hikâyesi, öykü | 2004
Yıllar önce üzerinde çalıştığım bir müzikal oyun nedeniyle yazdığım bir şarkıda geçen "kadınlık durumu" sözü, bir kadın arkadaşımı çok ilgilendirmiş, bu söz benim amaçlamadığım kadar konuya dikkatini diriltmişti onun. Kadın sorunlarının daha mahçup bir tonda, alçak sesle ve daha çok sosyalizm ve devrim sorunlarının yedeğinde tartışıldığı, bazı feminist metinlerinse dilimize yeni yeni çevrilmeye başladığı günlerdi.
Oyunlar İntiharlar Şarkılar | 1997
siz tanımazsınız beni ben ki eski sahnelerin primadonnasıyım dul kalmış şapkalarım anlatır mı size üzerime sinmiş cömert alkışlarını eski Ayapera'nın ve cumhuriyet balolarında yitirdiğim
Kâğıt Taş Kumaş | 2007
METİN ANLATICISI- Oyun alanı boştur. Işıklar güçlenip oyun alanını aydınlattığında, seyirci üç boyutlu bir boşlukla karşılaşır ilkin.
Bir şeyler seyredeceğinin, orada ona bir şey söyleneceğinin bilgisiyle o boşluğu seyreder bir süre. Boşlukla bakışır. İlk bakışta aşk boşlukla yaşanır. Doğduğumuzda ve baktığımızda. –Sessizlik.-
Sonra Anlatıcı girer oyun alanına; boşlukta ilk adımlarını atar. Bir hikayenin ayak sesleri duyulur böylelikle... Ardından incecik bir buhar bulutu...
Erkekler için Divan | 2001
pâzubent beden dediğin aşka vesile insan ruhlara âşık olur sevdikçe başkasını kendini bulur.
Metinler Kitabı, metinler | 1998
Yan yana ya da üst üste konulduğunda, ortaya çıkan galeride, metinlerin magma katmanları içerdiği görülüyor. Hem kitabın kendisi, hem haritası, üst üste basılmış sanki; aradaki saydam zarı, okurun hafifçe gününe aralaması istenmiş.
Büyümenin Türkçe Tarihi | 2007
Yıllar önce okuduğunuz bir öykünün anısını sizde yıllar yılı saklayan iz nedir? Dönüp bakıldığında bu iz nereye kadar sürülebilir, deriştirilebilir? Özellikle çocukluğumuzda, yeniyetmeliğimizde, ilkgençliğimizde okuduklarımızın izi, niye diğerlerinden daha derindir ve okuduklarımız niye daha keskin çizgiler, daha berrak imgelerle saklı kalır, hatırlanır?
Elli Parça, derleme-seçki | 2005
Açık denizde dev dalgalarla boğuştukları aylarca süren fırtınalı deniz yolculuğunun sonunda, o sabah, Anakara'nın, güneybatı körfezine özgü yumuşak rüzgârının o tanıdık kokusuyla uyandı; sakız kokan kendine özgü bu kokuyla birlikte, Bendag'ın kendinden önce gömülü anılarını uyandırdı körfez rüzgârı; belleğinin kuytu derinliklerini uyandırdı.
Başkasının Hayatı | 1997
Üç Kitap için Bir Önsöz Söz konusu bu üç kitap, Dört Kişilik Bahçe, Dağınık Yatak ve Başkasının Hayatı'dır. Bir zamanlar yazmış olduklarınızı, günün birinde nasıl bir araya getirirsiniz?
Lal Masallar | 1989
Gökyüzünde bir bulut parçası. Duru, aydınlık, masmavi gökyüzünde nereden bittiyse bir serseri bulut parçası. Tek başına dağ doruklarına kona göçe, kendi kendine eğleşen. Bir zaman gözleri bu masmavi boşluğu ve boşlukta gezinen o bir yumak bulutu izliyor.
Cenk Hikâyeleri | 1986
Çıraklığımın ilerleyen günlerindeydim artık. Ustama söyleyip söylememekte kararsız kaldığım duygular yüreğime ağırlık veriyordu. Ustamı kendime bir rakip, ya da kendi varlığım için bir tehlike olarak ne zaman hissettim, bilmiyorum.
Mırıldandıklarım | 1990
bir yıl daha bitiyor İşte bu kadar duru, bu kadar yalın bu kadar el değmiş sıradan bir gerçeği daha kolları bağlı hayatımızın bir şiire nasıl dahil edilir bir yılın son günleri
Ressamın Sözleşmesi, öykü | 1996
Yaşlı ressam Wang-Fo'yla çırağı Ling Han Krallığı'nın yollarında ilerliyorlardı. Yavaş yol alıyorlardı, çünkü Wang-Fo geceleri gezegenleri, gündüzleriyse kızböceklerini seyretmek için duraklıyordu.
Dört Kişilik Bahçe | 1997
EFEKT- (MÜZİK GİRER. BİR SAZ ESERİ.) FATMA ALİYE— Ne o Talia? Erken uyanmışsın? TALİA— Birkaç saat uyudum. Bu kadarı da yeter. Sen de erken kalkmışsın. FATMA ALİYE— Sabahı çok seviyorum. Herkes uykudaykenki sabahı. Daha kimsenin eli sabaha değmemişken.
Timsah Sokak Şiirleri | 2003
ikimizin yerine dinliyorum sevdiğin şarkıları siyah tişörtünü giyiyorum yatarken gömleklerini, kazaklarını, kokunu senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken gün boyu elimde kahve fincanı
Yaz Geçer | 1992
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Mahmud ile Yezida | 1980
Birinci Sahne AYİN Ortada büyükçe bir ateş yakılmıştır. Ateş, karanlığı ikiye böler, boyu adam boyu kadardır. Ve zaman zaman kuş sesleri, böcek sesleri duyulur. Doğanın gecedeki sesleri..
Geyikler Lanetler | 1992
Üzerinde oyunda yer alan bütün kişilerin suretleri, mekânlar, ve oyundaki olayları canlandıran temsili resimler bulunan dev bir bez perde oyun alanının önüne gerilmiştir. Oyunun ilk ve son cümlesi gibi durmaktadır.
Eteğimdeki Taşlar | 2004
sizi çok eski bir çarşıdan aldım
düşmeyin suya yanılırsınız
ölü bir zencefildi akşamları
avuçlarınız kokuların meddahı
